İş ilişkisi yalnızca çalışanın iş görmesi ve işverenin ücret ödemesinden ibaret değildir. İşçinin, üstlendiği işi özenli ve dikkatli biçimde yerine getirme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün ihlali sonucunda işverenin maddi bir zarara uğraması hâlinde ise önemli bir soru gündeme gelir: Çalışan, işverene verdiği zararı ödemek zorunda mıdır?
Türk hukukunda bu konu başta 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ve 400. maddeleri olmak üzere iş sözleşmesinden doğan yükümlülükler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Ancak işverenin herhangi bir şirket zararını doğrudan çalışana yüklemesi mümkün değildir. Somut olayın özellikleri, çalışanın görevi, yetkisi, uzmanlığı, kusurunun derecesi ve zarar ile davranış arasındaki nedensellik bağı birlikte değerlendirilmelidir.
İşçinin İşverene Karşı Özen Borcu Nedir?
İşçinin temel yükümlülüklerinden biri, kendisine verilen işi özenli şekilde yerine getirmektir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesi uyarınca işçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmakla yükümlüdür.
Bu yükümlülük, çalışanın yalnızca verilen talimatları mekanik olarak yerine getirmesi anlamına gelmez. İşin niteliğine göre çalışanın gerekli dikkat ve özeni göstermesi, kendisinden beklenen mesleki bilgi ve yetkinliği kullanması ve işverenin ekonomik menfaatlerini gözetmesi gerekir.
Örneğin;
- Muhasebe çalışanının açık bir hesaplama hatasını kontrol etmeden işlemi tamamlaması,
- Bordro çalışanının mevzuata aykırı bir uygulamayı gerekli kontrolleri yapmadan gerçekleştirmesi,
- Finans çalışanının şirket prosedürlerine aykırı şekilde ödeme gerçekleştirmesi,
- Yetkili çalışanın gerekli belgeleri incelemeden işlem onaylaması,
- Şirket kaynaklarının kişisel veya amaç dışı kullanılması
somut olayın koşullarına göre çalışanın işverene karşı sorumluluğunu gündeme getirebilir.
Ancak burada önemli olan, yalnızca bir hatanın meydana gelmiş olması değildir. Hatanın çalışanın kusurlu davranışından kaynaklanıp kaynaklanmadığı belirlenmelidir.
İşçi Her Şirket Zararından Sorumlu Olur mu?
Hayır.
Çalışanın yaptığı her hata otomatik olarak çalışanın kişisel borcu hâline gelmez.
Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesi, işçinin işverene verdiği zarardan sorumluluğunu düzenlemektedir. Buna göre işçi, işverene kusuruyla verdiği zarardan sorumludur.
Ancak sorumluluğun belirlenmesinde yalnızca ortaya çıkan zarar dikkate alınmaz. Kanun, işin tehlikeli olup olmadığı, uzmanlık veya eğitim gerektirip gerektirmediği ve çalışanın işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve niteliklerinin de dikkate alınmasını öngörmektedir.
Dolayısıyla bir çalışanın sorumluluğunun belirlenmesinde şu sorular önem taşır:
- Gerçekten bir zarar meydana geldi mi?
- Zarar çalışanın davranışından kaynaklandı mı?
- Çalışanın bu davranışında kusuru var mı?
- Çalışanın görevi ve yetkisi neydi?
- Çalışanın gerekli bilgi ve eğitime sahip olması beklenebilir miydi?
- Çalışanın davranışı ile ortaya çıkan zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunuyor mu?
Bu soruların tamamı değerlendirilmeden çalışanın zarardan sorumlu tutulması hukuken doğru bir yaklaşım olmayacaktır.
Çalışanın Görevi ve Yetkisi Neden Önemlidir?
İşçinin sorumluluğu değerlendirilirken çalışanın şirket içerisindeki pozisyonu özellikle önem taşır.
Örneğin üst düzey bir finans yöneticisi ile finans departmanında yeni göreve başlamış bir çalışanın aynı işlemde yaptıkları hata bakımından aynı sorumluluk düzeyinde değerlendirilmesi her zaman mümkün değildir.
Benzer şekilde bir çalışanın yalnızca bir evrakı imzalamış olması ile işlemin tamamından sorumlu olması arasında da fark bulunmaktadır.
Bu nedenle işveren tarafından yapılacak değerlendirmede çalışanın;
- görev tanımı,
- yetki sınırları,
- eğitim durumu,
- mesleki deneyimi,
- kendisine verilen talimatlar,
- şirket prosedürleri,
- kontrol mekanizmaları,
- işyerindeki organizasyon yapısı
birlikte ele alınmalıdır.
Bu yaklaşım, işçinin işverene verdiği zarardan sorumluluğu bakımından Yargıtay uygulamasında da önem taşımaktadır.
İşverenin Kendi Organizasyon Eksikliği de Dikkate Alınabilir
Şirket zararlarında yalnızca çalışanın davranışına odaklanmak doğru değildir.
İşverenin gerekli kontrol sistemlerini kurup kurmadığı, çalışana yeterli eğitim verip vermediği, görev ve yetki sınırlarını açıkça belirleyip belirlemediği ve aynı işlem üzerinde gerekli denetim mekanizmalarının bulunup bulunmadığı da önem taşıyabilir.
Örneğin bir çalışanın yaptığı işlemi başka bir yöneticinin kontrol etmesi zorunlu olmasına rağmen şirket içerisinde bu kontrol hiç yapılmıyorsa, ortaya çıkan zararın tamamının tek başına çalışana yüklenmesi her olay bakımından kabul edilebilir bir sonuç olmayabilir.
Bu nedenle şirketlerin yalnızca çalışanlardan yüksek dikkat beklemesi değil, aynı zamanda sağlıklı bir iş organizasyonu ve kontrol sistemi kurması da önemlidir.
Çalışanın Maaşından Zarar Tutarı Kesilebilir mi?
Bu konu özellikle uygulamada sıklıkla karıştırılmaktadır.
Bir çalışanın işverene zarar vermiş olması, işverenin herhangi bir prosedür uygulamadan çalışanın maaşından istediği miktarı kesebileceği anlamına gelmez.
İşçinin işverene karşı doğmuş bir tazminat sorumluluğu ile bu alacağın işçinin ücretinden mahsup edilmesi birbirinden farklı hukuki meselelerdir.
Bu nedenle şirketlerin;
- zararın nasıl oluştuğunu,
- çalışanın kusurunu,
- çalışanın görev ve yetkisini,
- zararın gerçek miktarını,
- varsa çalışanın savunmasını,
- şirket içi prosedürleri,
- ücret kesintisine ilişkin hukuki şartları
ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir.
Özellikle yüksek tutarlı zarar iddialarında doğrudan ücret kesintisine gidilmesi yerine hukuki sürecin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi önem taşır.
Yargıtay'dan Önemli Karar: Banka Çalışanı Verdiği Zararın Bir Kısmından Sorumlu Tutuldu
Çalışanın işverene verdiği zarardan sorumluluğu konusunda dikkat çekici kararlardan biri Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2023 tarihli kararıdır.
Kararın künyesi:
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.12.2023 tarihli, 2023/14532 Esas, 2023/20147 Karar sayılı karar.
Karara konu olayda bir banka tarafından ticari kredi kullandırılmış ve kredi için bir taşınmaz ipotek olarak gösterilmiştir.
Ancak daha sonra yapılan incelemelerde, ipotek konusu taşınmazın tapuda dükkan niteliğinde olmasına rağmen ekspertiz raporunda mesken olarak gösterildiği ve taşınmaza gerçeğinden oldukça yüksek bir değer biçildiği ortaya çıkmıştır.
Bu hatalı değerlendirme sonucunda banka yeterli teminat bulunmaksızın kredi kullandırıldığı ve kredi borcunun tahsil edilememesi nedeniyle zarara uğradığı iddiasıyla bazı banka çalışanlarına karşı tazminat talebinde bulunmuştur.
İlk derece mahkemesi çalışanlardan biri yönünden sorumluluk kabul etmiş; Bölge Adliye Mahkemesi ise çalışanın görev ve yetkisinin sınırlı olduğunu ve somut olayda sorumluluğunu gerektirecek kusurun bulunmadığını değerlendirerek bu çalışan yönünden davayı reddetmiştir.
Dosya daha sonra Yargıtay'ın önüne gelmiştir.
Yargıtay'ın Değerlendirmesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçinin işini özenle ifa etmekle yükümlü olduğunu ve işverene kusuruyla verdiği zarardan sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir.
Daire, özellikle TBK m. 400 kapsamında çalışanın sorumluluğu belirlenirken işin niteliğinin yanı sıra çalışanın uzmanlığı, eğitimi, yetenekleri ve işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken kişisel özelliklerinin de dikkate alınması gerektiğine dikkat çekmiştir.
Somut olayda ise çalışanın görev yaptığı süreçte, ipotek konusu taşınmazın tapu kayıtlarında açıkça dükkan olarak görünmesine rağmen ekspertiz raporunda mesken olarak gösterilmesi ve gerçeğe aykırı değer tespiti yapılması nedeniyle gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği kabul edilmiştir.
Yargıtay bu nedenle çalışanın banka zararından sorumluluğunun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
Ancak önemli bir ayrıntı bulunmaktadır:
Çalışanın sorumluluğu bankanın uğradığı toplam zarar üzerinden değil, 5.332,50 TL ile sınırlı olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi'nin çalışanın tamamen sorumsuz olduğu yönündeki kararını bu nedenle hatalı bularak bozmuştur.
Kararın İşverenler Açısından Önemi
Bu karar, işverenlerin çalışanların neden olduğu zararlar konusunda önemli bir çerçeve ortaya koymaktadır.
Karardan hareketle;
Çalışanın yaptığı her hata otomatik olarak çalışanın bütün zarardan sorumlu olduğu anlamına gelmez.
Bununla birlikte çalışan, görevi kapsamında kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş ve kusurlu davranışı sonucunda işverene zarar vermişse, şartları oluştuğunda bu zarardan sorumlu tutulabilir.
Özellikle çalışanın görev tanımı, uzmanlığı ve yetkisi ile meydana gelen zarar arasındaki bağlantının somut biçimde ortaya konulması gerekir.
Nitekim Yargıtay'ın incelediği olayda da çalışanın tüm banka zararından değil, kendi kusur ve sorumluluğu kapsamında belirlenen tutardan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Şirketler Çalışan Zararlarına Karşı Hangi Önlemleri Almalı?
İşverenlerin çalışan kaynaklı zarar riskini azaltabilmesi için yalnızca disiplin süreçlerine odaklanması yeterli değildir.
Şirketlerde öncelikle görev ve yetki sınırlarının açık şekilde belirlenmesi gerekir.
- görev tanımları açık şekilde hazırlanmalı,
- yetki matrisi oluşturulmalı,
- kritik işlemlerde çift kontrol mekanizması uygulanmalı,
- çalışanlara düzenli mevzuat ve süreç eğitimleri verilmeli,
- şirket prosedürleri yazılı hâle getirilmeli,
- işlemlerin kayıt ve onay süreçleri izlenebilir olmalı,
- hata ve uygunsuzluklar düzenli olarak analiz edilmeli,
- çalışanların sorumlulukları görevleriyle uyumlu şekilde belirlenmelidir.
Özellikle bordro ve insan kaynakları süreçlerinde küçük bir işlem hatasının çok sayıda çalışanı ve şirketin mali yükümlülüklerini etkileyebilmesi nedeniyle kontrol mekanizmaları daha da önem kazanmaktadır.
İşveren ve Çalışan Açısından Dengeli Bir Sorumluluk Sistemi
Çalışanın işverene karşı özen borcu bulunduğu kadar, işverenin de çalışanına açık görev, yetki ve talimatlar sağlaması gerekir.
Bu nedenle işçi-işveren ilişkisinde sağlıklı yaklaşım, ortaya çıkan her zararı doğrudan çalışana yüklemek veya hiçbir durumda çalışanı sorumlu tutmamak değildir.
Esas olan;
zararın gerçek niteliğini, çalışanın kusurunu, görev ve yetkisini, uzmanlığını, işverenin organizasyonunu ve zarar ile davranış arasındaki nedensellik bağını birlikte değerlendirmektir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2023 tarihli, 2023/14532 Esas ve 2023/20147 Karar sayılı kararı da bu yaklaşımın önemli örneklerinden biridir.
Kararda çalışanın işverene karşı özen yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmiş; ancak sorumluluğun somut olayın şartları ve çalışanın kusuru çerçevesinde belirlenmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
HRD Danışmanlık ile İnsan Kaynakları ve İşveren Danışmanlığı
Çalışanların görev, yetki ve sorumluluklarının doğru şekilde belirlenmesi; iş süreçlerinin mevzuata uygun yürütülmesi ve işveren kaynaklı hukuki ve mali risklerin azaltılması, şirketlerin sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır.
HRD Danışmanlık, işletmelerin insan kaynakları ve çalışma hayatına ilişkin süreçlerinde profesyonel danışmanlık hizmetleri sunmaktadır.
Bordro Outsource
Bordro hesaplama, bordro kontrolü, yasal bildirim süreçleri, çalışan ücret süreçleri ve bordrolama operasyonlarının profesyonel şekilde yürütülmesine yönelik Bordro Outsource hizmetleri sunulmaktadır.
Teknopark ve Ar-Ge Danışmanlığı
Teknoparklarda faaliyet gösteren ve Ar-Ge süreçleri yürüten işletmelere yönelik mevzuat, uygulama ve süreç yönetimi konularında Teknopark ve Ar-Ge Danışmanlığı hizmetleri sağlanmaktadır.
Teşvik Danışmanlığı
İşverenlerin yararlanabileceği SGK ve istihdam teşviklerinin değerlendirilmesi, uygun teşviklerin belirlenmesi ve teşvik süreçlerinin mevzuata uygun şekilde yönetilmesine yönelik Teşvik Danışmanlığı hizmetleri sunulmaktadır.
İş ve SGK Hukuku Danışmanlığı
İş sözleşmeleri, fesih süreçleri, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, çalışma süreleri, SGK uygulamaları, işveren yükümlülükleri ve çalışma hayatından kaynaklanan diğer konularda İş ve SGK Hukuku Danışmanlığı hizmetleri sunulmaktadır.
İnsan kaynakları süreçlerinin yalnızca operasyonel olarak değil, aynı zamanda hukuki ve mali riskler açısından da doğru şekilde yönetilmesi; şirketlerin hem çalışan ilişkilerini hem de işveren sorumluluklarını daha güvenli bir zemine taşımasına yardımcı olur.
HRD Danışmanlık, insan kaynakları, bordro ve çalışma hayatı süreçlerinde işletmelere profesyonel çözüm ortağı olmayı hedeflemektedir.