İş Yaşam Dengesinin Kariyer Yönetimine Etkisi
İş-yaşam dengesi, bireyin iş ve özel yaşam rollerinden eş zamanlı olarak tatmin duyabilmesi ve bu roller arasında çatışmanın en az düzeyde olması durumu olarak bilimsel literatürde tanımlanır.
İş-yaşam dengesi, bireyin iş ve özel yaşam rollerinden eş zamanlı olarak tatmin duyabilmesi ve bu roller arasında çatışmanın en az düzeyde olması durumu olarak bilimsel literatürde tanımlanır.
Birey İş-Yaşam Dengesini Kurarken Nelere Dikkat Etmelidir?
İş-yaşam dengesi, bireyin iş ve özel yaşam rollerinden eş zamanlı olarak tatmin duyabilmesi ve bu roller arasında çatışmanın en az düzeyde olması durumu olarak bilimsel literatürde tanımlanır. Çalışanların bu dengeyi korumak için dikkat etmeleri gereken hususlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Şirketler Çalışanlarının İş-Yaşam Dengesini Kurmalarına Nasıl Destek Olmalıdır?
Araştırmalar, çalışanların iş ve özel yaşam rolleri arasındaki çatışmanın örgütsel politikalar tarafından doğrudan etkilendiğini göstermektedir. Öncelikle esnek çalışma uygulamaları büyük önem taşır. Esnek saatler ve uzaktan çalışma gibi düzenlemelerin iş-aile çatışmasını azalttığı ve iş tatminini artırdığı çeşitli meta-analiz çalışmalarında ortaya konmuştur.
Bunun yanında yönetici tutumu belirleyici bir faktördür. Aile destekleyici liderlik davranışlarının çalışanların tükenmişlik düzeyini azalttığı ve performanslarını olumlu etkilediği gösterilmiştir. Çalışan, yöneticisinin özel yaşam sorumluluklarına anlayışla yaklaşacağını bildiğinde kendini daha güvende hisseder ve kuruma olan bağlılığı artar.
Ayrıca iş yükünün dengeli ve gerçekçi biçimde planlanması gerekmektedir. Sürekli yüksek tempo ve aşırı iş yükü, tükenmişliğin temel nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir performans için dinlenme kültürünü teşvik eden ve makul hedefler belirleyen bir çalışma ortamı oluşturulmalıdır.
İş-Yaşam Dengesini Kurabilen ve Kuramayan Bireylerin Kariyer Gelişimi ve Kurumsal Etkiler Açısından Karşılaştırılması
İş-yaşam dengesini kurabilmiş bireyler, iş ve özel yaşam rollerini birbirine rakip değil, tamamlayıcı alanlar olarak yönetebilirler. İş-aile zenginleşmesi yaklaşımına göre, bir rolde edinilen beceri, deneyim ve psikolojik kazanımlar diğer role olumlu katkı sağlayabilir. Bu durum bireyin öz yeterlilik algısını, motivasyonunu ve problem çözme kapasitesini güçlendirir. Araştırmalar, dengeli bireylerin daha düşük tükenmişlik yaşadığını, daha yüksek iş tatmini ve örgütsel bağlılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Kariyer gelişimi açısından bu bireyler daha istikrarlı performans sergiler, uzun vadeli hedeflere odaklanabilir ve öğrenme fırsatlarını daha etkin değerlendirebilir. Kurum açısından ise bu tablo sürdürülebilir verimlilik, düşük devamsızlık ve daha güçlü kurumsal bağlılık anlamına gelir.
Buna karşılık iş-yaşam dengesini kuramayan bireylerde roller arasında sürekli bir çatışma yaşanır. İş yükünün kronikleşmesi ve sınırların belirsizliği, duygusal tükenmeye ve performans dalgalanmalarına yol açabilir. Koruma Kaynakları Teorisi’ne göre birey, kaynak kaybı yaşadıkça stres düzeyi artar ve yeni kayıplar daha olası hâle gelir; bu durum bir “kaynak kaybı döngüsü” oluşturur. Dengeli bireylerde enerji korunup yeniden üretilebilirken, dengesiz bireylerde enerji sürekli tükenir. Bu farklılık kariyer rotasında da belirgindir: Dengeli bireyler sürdürülebilir büyüme gösterirken, dengesiz bireylerde motivasyon kaybı, işten ayrılma niyeti ya da erken tükenmişlik görülebilir. Uzun vadede bu durum hem bireyin kariyer potansiyelini hem de kurumun insan kaynağını olumsuz etkiler.
Kaynakça
https://journals.aom.org/doi/10.5465/amr.2006.19379625
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/B9780128009512000443
https://psycnet.apa.org/record/1989-33206-001