ÇALIŞMA SAATLERİ KISALIYOR MU?

Toplumun büyük kısmı çalışma hayatında olduğundan dolayı bulunduğumuz çağ itibari ile çalışma hayatı en çok değişim isteyen konudur demek yanlış olmaz sanırım. Geçerli kanunlar ve kuralların yetersiz kaldığı ortada. Şahsi fikrim birçok kanunun değişmesi. Çünkü hem ihtiyaç haline geldi hem de birçok yerde eksik kalmaya başladı. Teknolojinin hızla gelişiminin yanında yapay zekanın özellikle gelecekteki inanılmaz etkisini düşünecek olursak bir çözüm yoluna gitmemiz artık zorunlu hale geldi. Çalışma hayatında birçok sorundan elbette bahsedebiliriz. Size göre belki çok başka konular vardır ama bana göre şu an en büyük çözülmesi gereken konulardan biri çalışma saatleri…

Sanayi devrimi döneminde oldukça ağır çalışma saatleri mevcuttu. Bir süre sonra Chicago’da çalışma sürelerinin 10 saate indirilmesi için eylemler yapıldı. Eylemler büyüyerek Dünya çapında yayıldı ve 8 saat talepleri ortaya çıktı. Yaklaşık yine 100 yıla yakındır veya 100 yıldan biraz daha fazla da dünyanın çeşitli ülkelerinde Uluslararası Çalışma Örgütü kuruluşuyla çalışma süreleri 8 saate indirildi. Şimdi bir başka çağda yaşıyoruz. Bu 8 saat talebinin olduğu dönem hepimizin bildiği gibi sanayi çağının başladığı dönemdi. Şimdi soru şu; bundan 100 sene önce belirlenen ve günümüze gelen sonuçlar günümüzde ne kadar doğru? Ya da geçen zamanda bu konuda ne kadar değişime gidildi? 

Dünyanın pek çok yerinde başta akademisyenler olmak üzere bu çalışmalar yapılıyor.” Buna göre; Yapılacak olan düzenlemelerin ardından çalışma saatlerinin ilerleyen dönemlerde kısaltılması öngörülüyor. Türkiye’de de bu konuyu yakın zamanda Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin dile getirmişti. Bilgin; “çalışma hayatımızı modernize ederek çalışma sürelerini daha insani şartlarda, emeğin verimliliğini birim verimliliğindeki artışı dikkate alarak yeniden düzenlemek durumundayız.” Diyerek iş dünyasına seslenmişti.

İstatistik ofisi 2022 verilerine göre haftalık çalışma saatleri 35 ülke içinde en çok çalışan ülke 42,9 saat ile Türkiye oldu. En düşük ülke ise 32,4 saat ile Hollanda oldu. Ab vatandaşları ortalama haftada 36,4 saat çalışıyor. Mevzuatımıza göre ise haftalık 45 saat iken en uzun çalışma saatlerinin olduğu ülke de maalesef yine ülkemiz oldu. Bu ne demek Türk vatandaşları haftalık 49 ya da daha fazla saat çalışanların oranı yüzde 28,1 iken bu oran AB vatandaşlarında sadece yüzde 7,4. Aralarındaki büyük bir farka bakar mısınız? Artık günümüzde modernize bir şekilde ve insani şartlarda bu duruma acilen el atılması gerektiğine inanıyorum. Elbette fikirlerime katılmayan olabilir diye istatistik bilgilerime devam etmek istiyorum. Balkan ülkelerinde çalışma saatleri diğer dünya ülkelerine göre yüksek iken yine Balkanlarda en çok çalışan Türkiye olurken Türkiye’yi Karadağ (42,8 saat), Sırbistan (42,3 saat), Yunanistan (39,7 saat) ve Romanya (39,7 saat) takip ediyor.

Avrupa ülkelerine bakacak olursak Almanya’daki çalışanlar Türkiye’deki çalışanlardan 8 saat 20 dakika daha az çalışıyor. İspanya 36,5; İngiltere 36,4; Fransa 36,2. AB ortalaması da Türkiye’den 6,5 saat daha düşük.

Haftalık ortalama çalışma süresi cinsiyete göre de değişiyor. Buna göre erkeklerde bu süre AB genelinde 38,7 saat olurken Türkiye’de 44,8 saat oldu. Türkiye erkeklerin çalışma süresinde zirvede yer alıyor. Ciddi sonuçlar ve ne yazık ki ülkemiz adına üzücü istatistikler mevcut. Peki bu durum nereye kadar gidecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, dünyadaki “çalışma ve dinlenme süresi” uygulamalarını inceledi. Raporda Türkiye, Fransa, Almanya, Belçika, İngiltere, İsveç, Azerbaycan, Avustralya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin mevcut uygulamalara yer verildi. Genel Sekreterliği Araştırma Hizmetleri Başkanlığı’nın hazırladığı “Çeşitli Ülkelerde Çalışma, Dinlenme ve Kısaltılmış Çalışma Süresi” başlıklı raporda, dünyada ve Türkiye’de çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin tarihsel sürece yer verildi. Çalışma sürelerinin düzenlenmesine ilişkin harcanan çabaların amacı, son derece uzun çalışma sürelerine engel olunarak iş gücünün korunması ve böylece halk sağlığına ve verimliliğe katkı sağlamaktır. Aynı zamanda bu çabaların, çalışan kimselerin ailelerine daha uzun bir zaman ayırmasına imkân vereceği ve çalışanların insanca yaşamalarını mümkün kılacağı da açıktır” ifadeleri yer aldı.

Dünyada köklü değişimlerin yapılabilmesi için büyük eylemlerin olması gerekiyor sanırım. Geçmiş tarihe bakıldığında devletlerin yıkılması, kurulması, veyahut köklü değişimlerin olması özellikle bir yerde ihtiyaç olmakla beraber eylemler sonucu yaşanılabiliyordu. Bu durumu aslında birçok kurum, kuruluş içinde söyleyebiliriz. Sonucunda illa ki düzeltici faaliyetler oluyor. Düzeltici önlemlerde eksikliğin ana kaynaklarının yanında çağın durumu, kültürel, ekonomik ve tabi olmazsa olmazımız sosyal durumlar büyük etki ediyor. Değişim kaçınılmaz hale geliyor. Herakleitos; her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diyerek değişimin öneminden bahsetmişti. Zaman kavramından dolayı Yasalar, tüzükler, kanunlar ve Kurallar zaman içinde değişmek zorunda. Çünkü var olan bir kural dün için iyi ve yeterli olabiliyor iken bugün çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden başta sosyal hayatımız, çalışma hayatımız ve ekonomik hayatımız olmak üzere değişim şarttır demek istiyorum.

Bakış açımız, düşüncemiz ve tercihimiz ne olursa olsun belirtmede fayda gördüğüm husus şu. İnsan sağlığı, insan emeği, insan psikolojisi ve insan hayatı çok önemli. İnsanın motivasyonu, istekli çalışması, sevdiklerine zaman ayırması artık düşünülmelidir. İyileştirilme anlamında gereken adımlar mutlaka atılmalı. İyi şartlar, güvenli ortamlar ve mutlu çalışanlar mutlaka ama mutlaka yaratılmalı. Tüm sektörler, tüm yaş grupları, cinsiyet farklılıkları, iyi bir yaşam için ücret ilkesi eşit bir şekilde bütünü ile ele alınmalıdır. 

Bu Yazıyı Paylaşın